5 Nisan 2010 Pazartesi

neredeyse bir balina/ steve jones- 6

BÖLÜM 7: İÇGÜDÜ

- Hayvanlarda boyut ve biçim gibi huy da genler tarafından belirlenmektedir. Tazılarla melezlenen bir buldoğun, yüreklilik ve inatçılığını kuşaklar boyunca sürecek biçimde tazılara aktardığı bilinmektedir. Ve bir tek tazı ile çaprazlanma, bütün bir çoban köpeği ailesine tavşan avlama eğilimini taşıyabilmektedir. s. 232

- Eğer davranışlar değişim gösterebiliyorsa ve kalıtımla aktarılabiliyorsa, evrim geçirmesi kaçınılmaz demektir. (...) Davranışlar beynin etkinliğinin ürünüdür ve beyin, yürek ya da böbrekler gibi genler tarafından yapılır. s. 233

- İnsanların canlılar içindeki konumuna kesin bir değer biçen Thomas Henry Huxley, beynin, karaciğerin safra salgılaması gibi, düşünce salgıladığını öne sürmüştü. s. 233

- Beyinde, bedenimizdeki genlerin yarısı işlev görmektedir. Bu genler diğerleri kadar değişime açıktır ve yaptıkları görev diğerlerininkinden daha soylu değildir. Genler beyni yapar ve beyin davranışlarını oluşturur. Tam da bu nedenle içgüdüler kuşaktan kuşağa iletilebilmektedir. s.233

- Bakteriler bile, birbirleriyle, yiyecekleri ve konukçularıyla olan ilişkilerinde, sözcüğün genel anlamında 'davranırlar'. (...) Aslan ya da sığırcık sürülerinde olduğu gibi bakteriler de bireyler arasında işbirliğine dayalı sosyal davranış sergiler. s. 233

- Bütün davranışlar genler tarafından belirlenmez çünkü davranışlar alışkanlıklar tarafından nitelenir. Herhangi bir köpeğe arka ayakları üzerinde doğrulması öğretilebilir. Köpeklerin bu eylemi iyi yapamamasının nedeni, atalarının dört ayak üzerinde kalmayı iki ayak üzerinde doğrulmaya yeğlemiş olmasıdır. s. 234

- Ancak, değişimler her zaman olumlu yöne doğru olmaz. Kimi değişimler küresel hasara neden olur ki, bu hasar genetik hasarlardan daha az zararlı değildir. Brezilya ormanlarına yeniden getirilen bir maymun türü (golden-lion tamarins), bütün ağaç dallarının (hayvanat bahçelerinde alışmış oldukları halatlar gibi) ağırlıklarını taşıyabileceklerini sanıyor ve daha da kötüsü bu küçük maymunlar yeni yuvalarındaki yılanlardan hiç korkmuyorlardı. s. 236

- Çok açık bir işbirliği olarak görünen bir çok durumda bile -bitkiler ve onların tozlaştırıcıları (pollinators), mercanların içinde yaşayan yeşil algler, bütün bitki ve hayvan hücrelerinde bulunan mitekondriler- karşılıklı hileler üzerinden gelişen evrimsel süreç, hiç beklenmedik bir anda sıkıntıya girebilir. Bedel ve yarar dengesi her zaman hesaplanır ve bela yakınlarda olsa da, hiçbir canlı kendini düşünmeden ortağına yardım etmez. s. 237

- Malthusçu kuram, yoksulları açlık çekmelerinden dolayı kınama noktasında direngendi ve daha üstün olanların bencilliğinde genel bir yarar olduğunu kabul ederdi. Darwinci yaklaşım daha yalın ve acımasızdır. Onun için, evrimsel gelişmede 'kamu yararı' yoktur ve bencillik kaçınılmazdır. s. 237- 238

- Karıncalarda çatışmanın, ele geçirmenin ve belirgin işbirliğinin her çeşidi vardır. Kimi çeşitlerde bazı bireyler başka kolonilere sızarak onları kendi kolonileri için yiyecek olmak üzere kandırırlar. Hiçbir iş yapmayan beleşçiler güçsüzleşirler ve derileri ve ağızları tüp biçiminde küçülür. Hatta kimi küçük karıncalar pireler gibi davranır, büyük karıncaların üzerinde yolculuk eder.(...) Erkekler ve verimli dişiler çalışmazlar. İşçi karıncalar ve kısır dişiler, köleleştirmede enerjik ve yürekli olmalarına karşın başka bir iş yapmazlar. Bu türlerin bireyleri kendi yuvalarını yapmak ve larvalarını beslemekten bile acizdir. Kullanılan yuvalar uygun olmaktan çıktığında ve göç etmek zorunluluk durumuna geldiğinde, nereye göç edileceğine karar veren ve efendilerini çeneleriyle taşıyan bu köle karıncalardır. s. 238

- Karıncalar ve yaprak bitleri birbirleriyle bağlantılı biçimde evrim geçirmiştir. Karıncalar yaprak bitkilerinin tatlı salgılarını alır (hatta bunu elde etmek için onları 'sütle' besler), buna karşılık yaprak bitlerinin kendilerini savunacak askerleri yoktur, düşmanlarından korunmak için karıncaların güçlü çenelerine güvenirler. Aslına bakılırsa her iki taraf da pek hayırsever değildir. Yaprak bitleri karıncalara yalnızca şeker değil, başka türlü yoksun kalacakları yaşamsal önemdeki besinleri sağlar. bunların dışkılarının yüzde doksanı şekerdir (arılar da bu atığa ilgisiz kalmaz ve karıncalardan arta kalan damlalarla beslenir ve evimizde tükettiğimiz balın büyük bölümü bu atıktan üretilir). Bu ikisinin arasındaki ilişki o denli yakındır ki, kraliçe karıncalar yeni bir koloni bulduklarında, yiyecek kaynaklarını garantiye almak için yanlarında yaprak bitleri götürür. (...) Karıncaların başka müttefikleri de vardır. Kimi bitkiler, yuva yapmalarına olanak tanıyan değişim göstermiş dikenleriyle onlara yardımcı olur ve müttefikleri, yapraklarını yemek için iştah duyan diğer böcekleri ısırarak uzak tutarlar. Örneklerden anlaşıldığı üzere, bir sevecenlik ağı olarak görünen gerçekte çift yanlı bir sömürü ilişkisinden başka bir şey değildir. s. 239

- Öyle görünüyor ki, ilk çiftçiler kırk milyon yıl önce ortaya çıkmış. Bu karıncalar, yuvalarında küçük mantarları gübreler ve yaban otlarını yolar hatta öldürücü maddeler püskürterek yok eder.
Bir kraliçe karınca yeni bir koloni oluştururken, kendi bahçesini oluşturmak için yanında küçük bir parça mantar götürür. Çiftçiler hasatlarına öylesine bağımlıdır ki, kendi sindirim enzimlerini yitirmişler ve yiyecekleri sindirmede tümüyle mantara bağımlı duruma gelmişlerdir. s. 240

- Arılar ya da diğer böcekler için toplumsal yaşayış yararlıdır. Her elli böcek türünden yalnızca bir tanesi sosyal yaşayış alışkanlığı geliştirmiş olsa da, bunu başaran türler gelişim gösterirler. Böceklerde sosyal yaşama alışkanlığı görece yenidir. Böcekler yaklaşık yarım milyar yıl önce ortaya çıkmıştır ve bundan üç yüz milyon yıl sonra ortaya çıkan termitlere kadar yalnız yaşama alışkanlıklarını sürdürmüşlerdir. Karıncaların evrimle ortaya çıkışı günümüzden yüz milyon yıl öncedir. s. 244- 245

- Kraliçe arılar ve karıncalar, böcekler içinde en uzun yaşayan ve en doğurgan olanlardır; kimi kraliçe arılar otuz yıl yaşayabilir. Afrika'da bir karınca çeşidinin (driver ant, Dorylus helvolus) kraliçesi her bir doğumda, neredeyse tümü kısır işçiler olan ve ormanları yağmalayarak yuvaya yiyecek getiren yaklaşık üç yüz milyon yavru dünyaya getirir. s. 249

- Anneler genellikle, hayata yapışabilecek olandan daha fazla sayıda yavru yapar. Belki de olağanüstü bir yılda, beklenenden daha fazlası hayatta kalabilir ya da daha güçsüz olanalar kaza sonucu ölen diğerlerinin yerine geçebilir. Ancak çoğu zaman bu fazlalık yavruların kaderi akrabalarına yem olmaktır.(...) Fazlalık yavrular, ana babalarının zamanı geldiğinde kullanacakları biyolojik güvenlik poliçesi gibidir. s. 253

Hiç yorum yok: