4. Bölüm: Vaizlerin Dünyası
- "İlerleyin keşişler, insanların iyiliği için, insanların mutluluğu için, dünyaya duyduğunuz sevginin hatırına; tanrıların ve insanların iyiliği, kazancı ve refahı için, iki kişi aynı yöne gitmesin. Dharma'yı öğretin keşişler, başında iyi, ortasında iyi ve sonunda iyiyi anlatın." Buda'dan ilk altmış öğrencisine, 2,500 yıl önce s. 115
- On altıncı yüzyılda İspanyolların Güney Amerika'ya yaptığı seferler sözüm ona İnkaları gerçek Tanrıyı kabul etmeye ikna etmek içindi. Peru'nun yerlilerini dönüştürmeyi başaramayan Francisco Pizarro'ya bunun nedeni sorulduğunda, açık sözlü davranmıştı: "Böyle bir nedenle gelmedim: Onların altınlarını almaya geldim." s. 123
- Din değiştirme işlemi şarapsız yapılamadığından, misyonerler kısa sürede üzüm bağları ekmeye başlamışlardı. 1770'lerde, San Diego'da bir misyon kurmuş olan Cizvit rahibi Junipero Serra, ilk sözde misyon üzümlerini (Conquistadorlar -Fatihler tarafından Kuzey Amerika'ya getirilen Sardunya şarabının yan ürününü-) ekmiş, böylece California'ya şarabı tanıtmıştı. Yaklaşık bir asır önce, benzer bir dini coşku içinde, iki yüz civarında Fransız Huguenot göçmeni, Güney Afrika'daki Hollanda kolonisinde şarap sanayiini oluşturmuştu. s. 134
- Bir Amerikan Üniversitesinden mezun olacak ilk Çinli öğrenci olan Yung Wing'in 1847 yılında Yale'e gelmesi, misyonerliğin girişimleriyle gerçekleşmişti. Yung daha sonra, 120 Çinli öğrenciden oluşan ilk grubu Birleşik Devletler'e getirecekti. s. 135
- On dokuzuncu yüzyılın ortalarında çok sayıda Fransız misyonerin Vietnam imparatoru tarafından idam edilmesi, Fransız askeri müdahalesi ve bunun sonucunda yüz yıldan fazla süre boyunca Çin Hindi'nde Fransız hakimiyetinin oluşması için bahane olmuştu. Bu hakimiyetin bir mirası da, o güne kadar Çince karakterlerle yazılan Vietnamca'nın ulusal yazı sisteminin (quoc-ngu) yaratılmasıydı. Fransız misyoneri Alexandre de Rhodes, geleneksel Konfüçyüs telkininden gelen ve Vietnamca yazmak için Çin karakterlerini kullanan insanları kazanmak amacıyla, Latin harfleriyle ilk Vietnamca ilmihali üretmişti. Vietnamcanın Çince ile bağlarını koparan bu girişim, okuryazarlığın yaygınlaşmasında, baskının gelişmesinde ve Vietnam'daki Çin etkisinin gevşemesinde derin etkiler yaratacak, ülke açısından uzun vadeli sonuçlar yaratacaktı. s. 136
5. Bölüm: Hareket Halindeki Dünya
- Yeni Dünya'ya göç eden beş İspanyol'dan birisi, Seville'liydi. s. 160
- Afrika'nın batı sahilinin keşfi konusundaki en eziyetli hikayelerden biri, Hanno adındaki Kartacalı bir komutanın hazırladığı raporda yer almaktadır. M.Ö. 500 yılı civarında, yeni yerler aramak ve koloni kurmak üzere, Akdeniz'e açılmış ve kendisini Atlantik'te bulmuştu. Anlaşılan, maceralarının hikayesini yaşadığı kasabada bronza kazımıştı. s. 162
- Han imparatoru Wu, Xionhu'ya(göçebeleri kastediyor) karşı, büyük ölçüde göçebe akınları felaketini durdurmak amacıyla Orta Asyalı Yuezhi halkıyla fırsatçı bir ittifak oluşturma olasılığını araştırmak istiyordu. M.Ö. 138 yılında, elçisi Zhang Qian, yüzden fazla adam ve bir Xionghu kölesi çevirmen eşliğinde, batıya doğru gitti. İttifak yapacak kimseyi bulamadılar ama Zhang Qian'ın Orta Asya'daki on üç yıllık yolculuğu(...) Çinlilerle, bugünkü Afganistan'da yer alan Yunanlı Bactria kolonisi arasındaki ilk bilinen temastır. (...) Elçi ayrıca, tacirler tarafından Hindistan üzerinden güneydoğu Çin'den getirilen Çinli bambu filizlerinin ve diğer ürünlerin, Bactria'da satıldığını görünce çok şaşırmıştı. Orta Asya dağları ve çölleri arasında meşhur İpek Yolu açılmadan bile, Hindistan'ı Tayland ve Burma üzerinden Güney Çin'e bağlayan bir Güneybatı İpek Yolu gelişmişti. s. 166 (parantez bana ait)
- Ancak Çin'in, batı bölgelerini keşfetme konusundaki merakı uzun sürmedi. Zhang Qian'dan iki yüz yıl sonra, bir başka devlet görevlisi Gan Ying, Roma'ya ulaşma girişimini kesip, Mezopotamya'ya ulaştıktan sonra geri dönmüş gibi görünmektedir. Anlaşılan, Roma ile ticaret tekellerini koruma konusunda istekli olan Partlılar, daha ileri gitmekten caydırmışlar, Roma'ya yolculuğun aylar hatta yıllar sürebileceği uyarısında bulunmuşlardı. Çin kayıtları Gan Ying'in bunun üzerine eve döndüğünü ve Çin'in bin yıldan fazla bir süre daha Akdeniz'den izole olmasına neden olduğunu belirtmektedir. 1405 yılında Ming imparatoru Yongle, hadım amiral Zheng He'yi bir keşif donanmasına liderlik etmek üzere gönderinceye kadar, Çinlilerin, Hindistan'ın batısına doğru bilinen her hangi bir yolculuk girişimi bulunmamaktadır. s. 166
- Avrupa'da Orta Çağ, seyahatin sonu anlamına gelmiyordu. Orta Çağ insanları aslında yolculuk yapıyordu -esas olarak, para kazanmak ve hacca gitmek için. Tıp bilimi daha emekleme döneminde olduğundan, azizlerin ve kutsal yerlerin ziyaret edilmesi, hastalar için tercih edilen bir tedaviydi. s. 168
- Belki de tarihteki ilk turist, kendi adına seyahate çıkan ilk kişi, Fas'ın Tanca kentinden İbn-i Batuta isimli Müslüman bir hukukçuydu.
1325 yılında sıcak bir Haziran gününde, yirmi iki yaşındaki İbn-i Batuta Mekke'ye hacca gitmek üzere yola çıkmış ve bu yolculuk, o dönemde dünyanın en uzun turist gezisi olmuştu. Eşek üzerinde hacca gitmek üzere yola çıktığında, yolculuğunun otuz yıl süreceğini ve evine ancak yüz yirmi bin kilometre yolculuk yaptıktan sonra dönebileceğini bilmiyordu. Bu, on dördüncü yüzyılda bir insanın, her türlü olanağı kullanarak -yaya, katır, at, deve, öküz arabası ve tekne- hayatı boyunca kat edebileceği en uzun mesafeydi. s. 172
- Batuta, Fas'a 1349 yılında döndü ama Avrupa ile Kuzey Afrika'yı ziyaret etmek üzere tekrar yola çıktı ve burada Batı Sudan'ı "Zencilerin en kuzeydeki vilayetine kadar" keşfetti. Nijer'e ulaştı ve yanlışlıkla Nil sandı. s.173
- 1444 yılında, Afrika'daki Gine'den dünyadaki ilk insan kargosu -iki yüz sefil erkek, kadın ve çocuk- Avrupa topraklarına indiği zaman... s. 174
- Krallığın temsilcileriyle sağlanan bir anlaşmayla -Santa Fe Kapitülasyonları- Kolomb'a çok istediği onur verildi. Kolomb başarılı olduğu takdirde, Açık Denizlerin Büyük Amirali unvanını alacaktı. Kolomb ayrıca, bulacağı her toprakta da unvan sahibi olacak ve "bütün ve her türlü malın, ister inci ve değerli taşlar, ister altın, gümüş, baharat ve başka nesneler olsun," onda birini alacaktı. (...)
3 Ağustos 1492 sabahı, Kolomb'un üç gemisi, Santa Maria, Nina ve Pinta, yelkenlerini açtı ve Palos limanından ayrıldı. Krallığın bu yolculuktan kazanmayı umduğu tüm şeylerin yanında, yapılan yatırım fazla değildi: İki milyon maradevi. Kısa süre önce bir kraliyet düğününe krallık, bunun otuz katını harcamıştı. s. 176
- On sekizinci yüzyılın sonunda başkalarının yanı sıra, Hollandalı deniz subayı Abel Tasman, Fransız deniz subayı Louis-Antoine de Bougainville, İngiliz kaptan James Cook ve deniz subayları Georrge Bass ile Matthew Flinders, Avrupa, Avustralya, Yeni Zelanda ve Pasifik arasındaki bağlantıları tamamladı. Yeni keşfedilen yerlerin isimleri, kaşiflerin anısını taşımaktadır. Avustralya'ya bu isim verilmişti çünkü, güneyde bilinmeyen toprakların var olduğuna ilişkin eski Avrupa haritasının -"Terra Australis Incognita"nın- varsayımını doğruluyordu. Yerli Maorilerin Aotearoa dediğiadayı ilk bulan Hollandalı buraya, Hollanda vilayeti Zeeland'dan esinlenerek "Nieuw Zeeland" (Yeni Zelanda) adını verdi ve İspanya Kralı Philip, Pasifik'teki yeni İspanyol kolonisi Filipinler'in adına esin kaynağı oldu. s. 179
- 1840'larda(...), izleyen yetmiş yılda yaklaşık altmış milyon Avrupalı, yurt dışına yerleşmek için doğduğu yerden ayrılacak, bunların yaklaşık otuz yedi milyonu Birleşik Devletler'e, kalanı Güney Amerika'ya yerleşecekti. Birleşik Devletler'e göç, 1913 yılında 2.1 milyonu aşarak yıllık rekora ulaştı. s. 180
- Pasaport on yedinci yüzyıldan beri İngiltere'de var idiyse de, pasaporta sahip olmayanlara engel oluşturmak yerine, gezgini korumak amacıyla tasarlanmıştı. 1872 yılında çıkan bir İngiliz yasası, "tüm yabancıların bu ülkeye sınırsız giriş ve yerleşim hakkı olduğunu" belirtiyordu. s. 180
- "Onların [Çinliler] barbar ülkelere gidiyor olması önemli değildi, önemli olan iş ve yiyecek bulmanın salt zorunluluğuydu. Çin işçileri, yurt dışında bulunabilecek hayal edilemeyecek zenginliklerle kandırılmışlar, ahlaksızlar tarafından satılmışlar, sadece karla ilgilenen ama talihsiz kurbanlarında neden oldukları sefalet ve acıyla ilgilenmeyen açgözlü tacirler tarafından gaddar bir şekilde tatmin edici olmayan uzun kontratlarla yükümlülük altına sokulmuşlardı. Küba'ya şeker ekmeye, Avustralya'ya ve California'ya altın madenine, Singapur'da kargo taşımaya, Güney Afrika'da kömür madenlerinde adam bulmaya, Nauru'da fosfat kazmaya, kauçuk çıkarmaya ve Malaya'da kalay ayıklamaya, Amerika ve Kanada'da demiryolu kurmaya, Hindistan'da deri tabaklamaya, Peru'da hizmetçilik yapmaya ve guano küremeye gitmişlerdi." Tarihçi Hugh R. Baker'dan aktaran N. Chanda s. 182
5 Haziran 2010 Cumartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
