25 Şubat 2010 Perşembe

neredeyse bir balina/ steve jones- 5

BÖLÜM 6: TEORİNİN GÜÇLÜKLERİ

- Evrim, çoğu zaman için, aynı bölgede kalabilmek uğruna yapılan bir yarışmadır. Herhangi bir hayvan için en tehlikeli düşman, kendisiyle aynı şeylere gereksinim duyan ve bunları elde etmek için belki de daha iyi evrim geçirmiş olan akrabaları ve torunlarıdır. Ana babalar yavrularıyla aynı bölgede yaşamak durumunda kalırlarsa kaderleri belirlenmiş demektir. Çoğu, yavrularıyla mücadele tmek durumunda kalır ve kaybederek ortadan kalkar. Sonuç olarak herhangi bir zaman diliminde evrimsel ağacın dallarının yalnızca uç noktaları görünür durumdadır. Eski dalların yerini daha iyi olan gençler almıştır. Eskiden yaşamış olanlar sonrakiler tarafından ortadan silindiği için ortalıkta eskilerin kaderiyle ilgili ipuçları genellikle bulunmaz. s. 196

- Moleküler düzeyde yapılan incelemeler, yarasaların tamamıyla karasal hayvanlar olan tavşanlarla akraba olduğunu gösteriyor, fakat eski çağların tavşan- yarasasının neye benzediğine ilişkin yaşayan bir ipucu yoktur. s. 200

- Böceklerin çoğu, üzerinde beslendikleri bitkilerle birlikte evrim geçirir. Aslında, böcekleri çeşitliliğe sürükleyen beslendikleri bitkilerdir. Üç yüz otuz bin kınkanatlı böcek çeşidi bilinmektedir ve bu sayı herhangi bir başka grubun üye sayısından çok daha fazladır. s. 205

- Amerikalı politikacı William Jennings Bryan -1925 yılında evrim teorisini öğretmekten mahkum olan John Scopes davasında zafer kazanmıştı- konuyu alaya almayı severdi: "Gözü olmayan bnir hayvanın derisinin üzerinde bir miktar pigment ya da kimilerinin dediği gibi çil düşünün.Bu pigment parçası ya da çil, güneş ışınlarını bir noktada toplamaktadır ve hayvan bu noktadaki sıcaklığı duyumsadığı zaman, daha fazla ısı enerjisi almak için bu noktayı güneşe çevirme eğilimine girmektedir. Artan sıcaklık deriyi tahriş etmektedir -evrim yanlılarının sanısına göre bu bölgede bir sinir demeti oluşmakta ve sinir demetinin dışında da göz... Bu varsayımı alt edebilir misiniz? Ayrıca unutmayın bu durum bir değil iki kez gerçekleşiyor!"
Aslına bakılırsa, göz oluşumu iki değil elli kez gerçekleşmiştir ve ışık aracılığıyla bilginin nasıl elde edileceği sorunu düzinelerce farlı yoldan çözülmüştür. Göz, yalnızca olması gerektiği ölçüde karmaşıktır, daha fazla değil. s. 209

- Evrim geçiren her yapı geçmişiyle başa çıkmak durumundadır. (...)Her canlının evrimsel gelişimi, sürece başladıkları ile sınırlandırılmıştır. s. 210

- Arılar uzun süre havada kalırlar. Arıların algılayıcılar, ağaçların ve diğer bitkilerin dikey dünyasına uygun olarak dikey bir şerit olarak gelişmiştir. Su yüzeyinde dolaşan böceklerin gözleri ise, düz su yüzeyine uygun olarak yatay bir bant biçiminde evrimleşmiştir. s. 211

- Çeçe sineğinin, Güney ve Orta Afrika'nın büyük bölümünde sığır yetiştirmeyi olanaksız kıldığı bilinmektedir. Bu sineklerin çiftlik hayvanlarına saldırısı o denli şiddetlidir ki, bir zamanlar Afrika genelinde insanlar, yük taşıyan hayvan sürüleri hayatta kalamadığı için yükleri kendileri taşımak durumunda kalmıştı. Bu sinekler halen yılda bir milyar dolar değerinde zarara yol açmaktadır. Tamamen siyah renkte, krem renginde ya da benekli olmasının bir sığır için önemsiz bir karakter olduğu düşünülebilir. Ancak bazı sığır soylarının çeçe sineğinin saldırılarına daha çok uğradığı bilinmektedir, çünkü sinek, aynı rengin büyük parçalar halinde bulunduğu hayvanları çekici bulmakta, benekli olanlardan uzak durmaktadır. s. 212

- Bazı göz sinirleri beynin görme merkezine değil, sıcaklık denetimi, beslenme ve cinsellik işlevlerinde görev alan hipotalamusa gider. Yalnızca iç saniyelik aydınlanma bile beyin saatini çalıştırmaya yeterlidir ve köstebek sıçanları oyuklarından çıktığında göz kapaklarından geçen yeterli ışık ona içinde bulunulan günün uzunluğunu ve yılın bu döneminin üreme zamanı olup olmadığını anlatır. Bu kör gözlere hasar verilirse, hayvanın yaşam ritmi bozulacaktır. s. 213

- Fakat pek çok değişikliğin tümüyle gelişim yasalarından kaynaklandığını ve bir tür için önceleri avantaj sağlamayan bir değişikliğin, türün sonraki nesillerinde daha ileri değişim düzeyleri söz konusu olduğunda yarar sağlayabileceğini rahatlıkla düşünebiliriz. Ayrıca, daha önceleri büyük öneme bir sahip olan bir parçanın (sucul bir hayvanın kuyruğunun karasal yaşama uyum göstermiş torunlarında korunması örneğinde olduğu üzere) daha önemsiz bir duruma geldiğinde korunmasının doğal seçilimle gerçekleşmediğini düşünebiliriz, çünkü doğal seçilim yalnızca yaşamak için verilen mücadelede yarar sağlayan özelliklerin korunması biçiminde işleyen bir mekanizmadır. s. 230

21 Şubat 2010 Pazar

neredeyse bir balina/ steve jones- 4

BÖLÜM 5: DEĞİŞİMİN YASALARI

- George Spencer'ın, cinsellikle ilgili Püriten (katı kuralcı) bağnazlığın çok şiddetli olduğu Connecticut'ta yaşamak gibi bir şanssızlığı vardı. Çocukluğunda geçirdiği bir kaza nedeniyle tek gözünü yitirmişti. Kentte tek gözlü bir domuz doğduğunda, bütün gözler Spencer'a çevrildi ve bu domuzun annesiyle cinsel ilişkiye girmekle suçlandı. Çok korkmuştu (çünkü bu suçun cezası ölümdü)ve suçlamaları kabul etmeye zorlandı; fakat daha sonra reddetti. Yasaya göre iki tanığın beyanına gereksinim vardı. Fakat yargıçlar onu asmak için o denli istekliydi ki, Spencer'ın itirafları birinci, domuzun varlığı ise ikinci tanık olarak kabul edildi. s. 172

- Şişman anne babaların şişman çocuklarının olmasının temel nedeni, genlerindeki şişmanlığa neden olan özellikleri çocuklarına aktarmaları değil, çocuklarını kendi yeme alışkanlıklarına alıştırmalarıdır. Şişman insanların beslediği kediler de genellikle şişman olur, fakat kimse bu durumda suçu DNA'da bulmayacaktır. s. 174

- Yavruların ana babalarından aldıkları, genleriyle sınırlı değildir. Kuşların ötüşleri ve aslanların takım çalışması kuşaktan kuşağa eğitimle aktarılır. (...) (Makak topluluklarında) Soylu bir soydan gelen dişi bir yavru güçsüz bile olsa, daha alt katmandan herhangi bir bireyden daha yukarıda yer alır. Hangi toplumsal katmanda bulunulduğu genlerle değil bilinç yoluyla aktarılır. Geleneklerce belirlenen hiyerarşi yıllarca sürebilir ve hem akılsal hem de fiziksel sonuçlar doğurabilir. Daha alt toplumsal katmanlarda bulunan hayvanlarda kalp hastalığı görülme sıklığı diğerlerinden daha fazladır. s. 175 (italikler bana ait)

- Genler ne denli iyi olsa da, çevre onları bozguna uğratabilme yeteneğindedir. Kalıtım ve çevre arasındaki çelişki yavruların kaderini belirlemektedir. s. 176

- Atalarla döller arasında küçük farklılıklar hangi nedenden kaynaklanırsa kaynaklansın -fakat her birinin bir nedeni vardır-, doğal seçilimin böylesi değişiklikleri sürekli olarak biriktirmesiyle, söz konusu farklılıklar bir birey için yararlılık sağladığında, daha önemli yapısal değişikliklerin ortaya çıkmasına neden olur; bu farklılaşanlar var olmak için birbirleriyle mücadele edecek ve yaşam koşullarına en iyi uyum gösterenler hayatta kalacaktır. s. 194

20 Şubat 2010 Cumartesi

neredeyse bir balina/ steve jones- 3

BÖLÜM 4: DOĞAL SEÇİLİM; YA DA EN UYGUNLARIN KALIMI

- O yıl(1848'i kastediyor) Manchester'da, sarı- gri renkteki güveler arasında siyah bir form rapor edildi. Darwin'in öldüğü 1882 yılına gelindiğinde, siyah renkli olan, Britanya'nın sanayileşmiş bölgelerinde en yaygın form durumuna gelmişti. Koleksiyoncular bir şeyi fark etmekte geç kalmadılar: "Büyük fabrikaların bulunduğu ve bunların sayısız bacalarından her gün büyük miktarlarda isin atıldığı, atmosferin zararlı gazlarla kirletildiği son elli yılda, büyük kentlerin bulunduğu bölgelerde gri- sarı renkli güveler olağanüstü değişimlere uğradı. Beyaz renk tümüyle yok oldu ve kanatlar tümüyle siyah renk aldı."
Bu örnekte, seçilime neden olan etken açıktı. Kirlenmiş ağaçlarda yaşayan kara renkli güveler kuşlar tarafından görülmüyordu, likenler ve kirlenmemiş ağaçlar üzerinde gizlenebilecek şekilde evrim geçirmiş olan orijinal renkteki güveler ise, kararmış ağaçlarda daha kolay ayırt edilebiliyordu. (...) Bütün dünyada doğal seçilim bu örnekte aynı yanıtı vermiştir.
Kirli havanın denetim altına alındığı bölgelerde ise siyah renkli güveler ortadan kaybolmaya başlamıştır. Sabun sanayisinin yarattığı kirliliğin temizlenmesinden sonra Wirral'da, 1950'lerde yüzde doksan beş oranında olan siyah güve, yüzyılın dönemecinde yüzde beşlere kadar gerilemişti. s. 128- 129 (italikler bana ait)

- Kent yaşantısı hayvanlarda cinselliği hayatta kalabilme yeteneği kadar etkilemektedir. Gri renkteki akrabalarının tersine siyah güvercinler -Trafalgar Alanı'nda ötüşenlerin çoğunu bunlar oluşturur- bütün bir yıl boyunca ürerler. Siyah güvercinlerdeki pigmentler daha fazla güneş ışığı emer ve hayvanların beynindeki takvimi etkiler, kışın gündüzlerin daha uzun olduğu yanılsaması yaratır ve daha çok testosteron salgılanmasına neden olur. Kentler, kuruldukları yerlerdeki tepelerin eski durumunun tersine, soğuk havalarda üremelerine yetecek kadar yiyecek sağlar. Sonuç olarak, kırsal bölgelerde ender görülen siyah tipler kentlerde egemenlik sağlar. s. 129- 130

- Kısa bacaklar (ya da siyah kanatlar) sahiplerinin hayatta kalmasına yardımcı olabilir. Bu durum elbette ki önemlidir, ancak doğal seçilim son çözümlemede yalnızca yavruların göreceli sayısına bağlıdır. Yavrular olmadıktan sonra, uzun, mutlu ve çevresine iyi uyum göstermiş bir var oluşun anlamı yoktur. Önemli olan ne kadar genin gelecek kuşaklara aktarılabildiğidir. s. 131

- Evrim iki aşamalı bir sınavdır. Başarılı olmak için ikisinden de geçmek gerekir. İlk aşamadaki sınav yeterince büyüyebilmek için uzun yıllar hayatta kalabilmektir, ikincisinde alınacak not ise ne kadar yavru yapılabildiğine bağlıdır. s. 135

- 18. yüzyıla kadar İngilizler geç yaşta evleniyordu; kadınlar yirmi beş yaşında, erkekler daha da geç. Sanayi devriminin başlangıcıyla birlikte hızlı nüfus artışı yaşanmasının nedeni, ölüm oranındaki azalma değil ulusun cinsel içgüdülerinin özgür kalması olmuştur. Evlilik yaşı birkaç yıl düştü; böylelikle doğurganlık arttı -hayatta kalma değil- ve nüfus patlaması yaşandı. s. 135

- Zürafaların boyunlarının uzun olması erkeklerin dişiler için verdiği mücadeleyle ilgili olmalıdır. Eğer yükseklerde bulunan yapraklara ulaşmak önemliyse, neden bacaklar değil de boyunlar uzamış olsun ve neden erkek zürafalar dişilerden daha uzun boyunlara sahip olsunlar ki? Gerçekte, erkekler birbirleriyle dişiler için savaşırken uzun boyunlarını bir sopa gibi kullanırlar ve bu savaş sırasında bazıları ölür. Beyinleri yüreklerinden üç metre yüksekte olduğu için, zürafalar memeliler içinde en yüksek kan basıncına sahip olanlardır. Bunun sorumlusu cinsel ilişki uğruna verdikleri savaştır. s. 137

- Bazı erkekler çok küçüktür. Bazı midye türlerinin erdişi olduğu düşünülürdü. Ancak daha sonra erkeklerin çok küçük olduğu ve sürekli olarak dişilerin üzerinde bulundukları ve yalnızca sperm üretmekle -daha fazlası için değil- meşgul oldukları anlaşıldı. Denizlerin devasa boyutları düşünüldüğünde, erkek midyelerin dişilerle karşılaşma olasılığının ne denli düşük olduğu ve üreme açısından en iyi stratejinin, erkeklerin dişilere fırsatını bulduklarında tutkalla yapıştırılmış gibi bağlanmaları olduğu anlaşılabilir. s. 143

- Çoğu erdişi -örneğin sümüklüböcekler- tam da Woody Allen'ın 'gerçekten sevdiğiniz biriyle seks' dediği duruma uyarlar: kendileriyle eşleşirler. Sonuç olarak, bunların yavruları aynı genin iki kopyasını miras alma eğilimindedir ve birbirlerine, diğer hayvanların olduğundan daha fazla benzerler. Eğer bu süreç yeterince uzun sürerse, aynı soyun üyeleri tek yumurta ikizi olacaktır. Hayatta kalanlar kalıtsal zayıflıklardan arınmış olsalar da genetik çeşitlilik yitirilmiş olacaktır. s. 152

- Soğuk bölgelerde yaşayan birçok canlıda daha az cinsel ilişki eğilimi görülür. Bu durum cinsellikle ilgili bir olguya işaret ediyor: soğuk ve açlık gibi tahmin edilebilir düşmanlarla karşılaşıldığında, bir grup dayanıklı genin diğerleriyle karıştırılmadan yeni kuşaklara aktarılması eğilimi güçlenmektedir. Dünyanın nemli bölgelerinde ise düşmanlar fiziksel olmaktan çok biyolojiktir: (parazitler dahil) diğer hayvanlar. Söz konusu düşmanlar evrim geçirerek değişebilir ve canlıların karşı karşıya geldiği tehdit farklılaşır. Bu durumda, cinsellik yoluyla ortaya çıkacak yeni genetik bileşimler, türün varlığını sürdürebilmesi için zorunlu duruma gelir. s.152- 153

- Penisiline karşı direnç gösteren ilk suşlar, ilacın kullanılmasından bir yıl sonra ortaya çıkmış ve kısa sürede yaygınlaşmıştır. Yirmi yıl önce, ilaç menenjite neden olan bakteriyi (Septicaemia) öldürme yeteneğindeydi. Oysa bugün, Birleşik Devletler ve Fransa da içinde olmak üzere birçok ülkede bu bakterinin dörtte üçü ilaca karşı direnç kazanmış durumda. İlaç ne denli çok kullanılırsa dirtenç kazanma durumu o ölçüde yaygınlaşmaktadır. Antibiyotik kullanımının denetim altında tutulduğu Norveç'te, Septicaemia mikrobunun beş yüz soyundan yalnızca bir tanesi birden fazla ilaca karşı direnç geliştirmişken, bu tür ilaçların reçetesiz satıldığı Yunanistan'da bu mikrobun soylarının yarısı direnç geliştirmiştir. s. 154

- Bedenimizdeki hücrelerin yalnızca yüzde onu insan hücresidir. Geri kalanların çoğu bakteridir. s. 155

- Evrimin yaratıcı gücünün karanlık bir yönü vardır; bugünkü yaşam daha önceki biçimlerin neredeyse tümünün yok olması pahasına gelişmiştir. s. 158

- Yaşambilimciler ekolojik kriz olarak niteledikleri durum için kaygılanmaktadır -morinaların, balinaların ya da dodoların yok olması. Oysa bunların bir bölümünün yok olmanın eşiğine gelmesinin nedeni, çevresel koşullara uyum göstermede yeterince başarılı olamamalarıdır. İnsan toplumlarının belirtilen gelişme düzeyi ve tarzının, yok olan canlı çeşitlerinin sayısını katladığı bir gerçek olmakla birlikte, türlerin ortadan kaybolması, bundan önce de milyonlarca kez, hem de kimi zaman çok daha sert biçimlerde yaşanmıştır. s. 163

16 Şubat 2010 Salı

neredeyse bir balina/ steve jones- 2

BÖLÜM 3: VAR OLMA SAVAŞI

- Bütün organik varlıklar sayıca artma eğiliminde olduğu için, var olma savaşı kaçınılmaz olarak şiddetli biçimler alacaktır. s. 110

- Sığırlar Amerika'ya Kolomb tarafından getirilmiştir. Kısa süre içinde bu hayvanların nüfusunun hızla artacağı belli oldu. İlk sığırın getirilmesinden iki yüz yıl sonra, büyük sürüler Meksika'nın otlaklarına dalgalar halinde yayılmış, oradan kuzeye doğru ilerlemiştir. (...) Altına hücum döneminde, sığırlara yer açmak için bu hayvanların binlercesi (yaban atlarını kastediyor, ki atlar da kıtaya Kolomb tarafından getirilmiştir) Santa Barbara'nın tepelerinden ölüme doğru sürülmüşlerdi. s. 110 (italikler bana ait)

- Bu savaş(var olma savaşını kastediyor), birçok oyuncunun yer aldığı karmaşık bir süreçtir. Uzak ya da yakın akrabalar arasında veriliyor olabileceği gibi, hiç beklenmeyen düşmanlar arasında da patlak verebilir. Kambur balinalar, toplamı yüzlerce kilo eden kaya midyesinden çok sayıda birey taşırlar. Balinanın çevresinde türbülans yapan sular yolcuların beslenmesi için idealdir fakat yolcular taşıtlarını yavaşlatmaktadır. Balinalar, bizimkinden üç yüz kat çabuk gelişen derilerini dökerek midyelerden kurtulmaya çalışır. s. 112 (italikler bana ait)

- Yaşam, sakin bir ormandaki gibi uyum içinde görünebilir, fakat yaşanan, sıklıkla, kaosun ertelenmesinden başka bir şey değildir. Savaşlar ertelenebilir, ancak er ya da geç yalnızca farklı türler arasında değil, aynı türün bireyleri arasında da kendini gösterecektir. Gerçekte savaş, aynı türün bireyleri arasında en keskin biçimlerde yaşanır, çünkü onlar aynı alanlarda yaşar, aynı yiyecekle beslenir ve aynı tehlikelere maruz kalırlar. s. 115

- Kayın ağacı ormanları, ilk bakışta dünyada var olabilecek en huzurlu ortam gibi görünür. Oysa durum hiç de böyle değildir. Bu ağaçların dalları onlarca metre uzar ve güneş ışığının büyük bölümünün toprağa ulaşmasını engeller. Bu dalların altında çok az canlı çeşidi yaşayabilir- kayın ağaçlarının fideleri de içinde olmak üzere. Bu nedenle çoğu bölgede genç kayın bireyleri var olamaz. Bu durum çok uzun süredir varlığını sürdüren bir orman için garip görünür. Yaşlı ağaçların ölmesiyle oluşacak boşlukların yokluğunda, kayın ağaçlarının çoğu için üreme şansı çok azdır. Bütün kayın ağaçlarıbu beş yüz yıllık varlığın içinde sayısız tohum bıraksa da bunlardan ancak çok azı başarılı olmuştur.
Ancak, yeryüzünde depremler, erozyonlar ya da fırtınalar yaşanır. 1700'lerden bu yana tutulan kayıtlar, üç yüz yıl gibi kısa sayılabilecek bir tarih kesiti içinde, ağaçlık bölgelerin üçte ikisinin fırtınalar ya da yangınlar nedeniyle yıkıma uğradığını gösteriyor. Böylesi anlarda felaketlerden kurtulanların üremede patlama yapmasının koşulları doğmuş olur. Güneş ışınları yere ulaşır ve genç bireyler güneşe doğru büyüyebilir; büyüyenlerin, daha altta kalanların yaşam kaynaklarını kesecekleri yeni bir devreye girilmiş olur. Kayın ormanlarında bulunan ağaçların neredeyse tümü aynı yaştadır, çünkü bunlar yaşama mücadelesine aynı tarihte atılmıştır. s. 115- 116

- Doğada enerjinin verimli kullanıldığı söylenemez. Karada, güneş enerjisinin ancak üç yüzde biri bitkiler tarafından tutulmaktadır, bu oran denizlerde daha da azdır. Enerji yukarıya doğru akar ancak çok gitmez. Çoğu yiyecek zinciri aşağıdan yukarıya doğru dört ya da beş basamaktan oluşur- en altta denizlerde planktonlar ya da karada Afrika savanalarındaki çayırlar vb bulunur-, en yukarıda aslanlar, kartallar, katil balinalar.
Bir geyik yaprak yediğinde, yapraktaki besinin onda birinden azını alabilir. Geyikle beslenen aslanda durum daha iyidir. Yine de, avdaki besin değerinin yarısından fazlası boşa gider. Zincirde bulunan çok sayıdaki bağlantı, tepede olanlar için çok az şey bırakır. Bu nedenle evrim, mavi balinaları ya da aslanları avlayarak beslenen bir hayvanı ortaya çıkartamamıştır. Böyles bir hayvan hızlı, çok büyük ve zorunlu olarak az sayıda olurdu. Outer Hebrides'teki adaların çoğunda, adalar o boyuttaki bir kuşu besleyecek genişliğe sahip olmadığı için kartal bulunmaz. Kartalları yiyebilecek boyuttaki bir kuşun avlanma alanının İskoçya'nın yüzölçümüne yakın olması gerekirdi. s. 119- 120 (bold karakterler bana ait)

- "Tipperary'den İrlandalı bir Katolik'i hapse tıktım ve o uysallaşmış görünür görünmez yanına Aberdeen'den İskoçyalı bir Presbiteryen'i koydum. Daha sonra İstanbul'dan bir Türk'ü, Çin'den bir Budist'i ve Benares'ten bir Brahman'ı. Ve son olarak Wapping'den bir Kurtuluş Ordudu albayını. Birkaç gün sonra 'ortada sarıkların, feslerin ve İskoçların ekose kumaşlarının, kemiklerin ve etlerin oluşturduğu kanlı bir kargaşa vardı -kapattıklarımın hiçbiri hayatta kalmamıştı. Mantık yürütme yeteneği olan hayvanlar, teolojik bir ayrıntıda uzlaşamamış ve konuyu Yüksek Mahkeme'ye taşımışlardı." Mark Twain'den aktarıyor, s. 122

- Buhar gücüyle fırlatılan zıpkın 1864 yılında bulundu ve yılda öldürülen balina sayısı o yıl otuzken 1961'de altmış altı bine çıktı. (...) Balinalar da, 1986'daki moratoryuma kadar yok olmanın eşiğine kadar avlanmıştı. 1960'larda Sovyetler Birliği Sovetskaya Rossiya adlı uçak gemisi büyüklüğünde bir balina avı gemisi yapmıştı. Sovyetler Birliği, bu geminin yapım masraflarını çıkartabilmek için balina avı endüstrisini canlı tutmuştur (ve kendilerine verilen kota konusunda sahtekarlık yapmıştır). Bu gemi daha sonra Avustralya'da koyunların kesiminde mezbaha olarak kullanılmak üzere emekliye ayrıldı. s. 124

14 Şubat 2010 Pazar

neredeyse bir balina/ steve jones

- Jones, S. Neredeyse Bir Balina, Türlerin Kökenine Güncel Bir Bakış, çev. Levent Can Yılmaz. İstanbul: Evrensel Basım Yayın, 2006.

Bu kitap biyolog Steve Jones'un, "Türlerin Kökeni"ni genetik biliminin güncel bulguları ışığında bir tekrar yazımı. Kendisi, bölüm başlıklarını korumakla beraber esere sadık kalmak yerine özüne hizmeti yeğlemiş ve gerçekten muhteşem bir kitap ortaya çıkartmış.
Henüz kitaba başlamadan, giriş/ önsöz niyetine olan bölümde salvolar başlıyor. İşte ilk iki bölümden altını çizdiklerim:

- Evrim kaçınılmaz bir olgudur ve üreme süreçlerinde gerçekleşen yanlışlardan kaynaklanır. s. 24

- Doğa, güzelliği, güçlülüğü ya da saldırganlığı ödüllendirmez; onun yapabileceği tek şey, en iyi çoğalma yeteneği kazananlara avantaj sağlamaktır. Bu sürecin sonunda canlıların en güzelleri ya da en iticileri oluşsa da, Darwin'in mekanizmasında bilinmez olan bir şey yoktur: genetik ve zamanın etkisi her şeyi açıklamaya yetmektedir. s. 25

- Tecavüz eğilimi ya da hırslı olmak, doğuştan gelen etkenlerle ilişkili olabilir, ama hayvanlar içindeki eşsiz yeriyle Homo sapiens, bu davranışlara hoşgörüyle yaklaşmak zorunda değildir. s. 30

- 'bir cinayeti itiraf etmeye benzese de, türler değişmez değildir's. 32

- Darwinizm, uçsuz bucaksız uzunluğuyla büyük bir drama olan evrim sürecinin iyi yazılmış giriş bölümüdür. s. 37

- Galileo... , "İnanmanın günah olduğunu düşündükleri konularda kendilerini, kanıtlar tarafından ikna edilmiş durumda bulmanın inananlar için çok yıpratıcı" olacağını söylemişti. s. 61

BÖLÜM 1: EVCİLLEŞTİRME ETKİSİNDE DEĞİŞİM

- İnsanlarla evcil hayvanlar arasında ilginç bir ilişki vardır. Victoria dönemi kaşiflerinden William Burchell, Afrika'da açlıktan ölmenin kıyısındayken, çok sevdiği kısrağına fazlasıyla benzediği için bir zebrayı yiyememişti. 1860'larda büyük miktarda hayvansal proteinin boşa gittiği kanısıyla alarma geçen Franssız hükümeti, yurttaşlarını at eti tüketmeye ikna etmek için harekete geçti. Buna karşılık Londra'da, at eti yemeyi yaygınlaştırmak için çalışan bir derneğin çabaları, yarış atı sosuyla yapılmış somon balığıyla başlayan, pegasus filetosu ve Gateau Veterinaire ile süren ziyafetlerle halkı özendirmeye çalışmasına rağmen başarılı olamadı. Oysa aynı dönemde Live Stock Journal and Fancier's Gazette İngiltere'nin kimi bölgelerinde kedi eti yenildiğinden şikayet ediyordu. s. 62

- Darwin notlarında, onaylamayan bir anlatımla, Tierra Del Fuego insanlarının kıtlık dönemlerinde köpekleri yerine yaşlı kadınlarını yediklerinden söz eder. s. 68

- 1950'li yıllarda Rusya'da tilki yetiştiriciliği sırasında düşünülmeden yapılan seçmelerin sonucu bilim dünyasında epeyce yankılanmıştı. Gümüş tilkiler, kürkleri için yetiştirilmekteydi. Tilkiler başlangıçta vahşi, kuşkucu ve yaşadıkları huzursuzluk nedeniyle ölebilen hayvanlardı. yaşanan sorunları azaltmak için, yalnızca insanların arkadaşlığını kabul edenlerin üremesine izin verildi. Yirmi yıl sonra tilkilerin aldığı hal trajikti. Çiftlik kısalmış kuyrukları ve düşmüş kulaklarıyla tilkiden çok köpeğe benzeyen hayvanlarla dolmuştu. Birçoğu siyah ve beyaz iki renge sahipti ve tutsak edilmemiş akrabalarından farklı olarak -tıpkı köpekler gibi- dişiler yılda iki kez yavrulamaya başlamıştı. s. 71

- Seçme izni verilirse bir inek, kendi soyundan bir boğayla çiftleşmeyi yeğleyecektir. Ayrıca, boğalar annelerini anımsatan dişilerden hoşlanır. Bu türlerde, Oedipal etki güçlüdür. Dişi keçi tarafından büyütülen erkek kuzular ya da dişi koyun tarafından büyütülen erkek oğlaklar, yalnızca üvey annelerinin soyuna karşı cinsel ilgi duyacaktır. Erkek yavrunun, annesine benzeyen bir dişiyi cinsel eş olarak görmesi soyun sürekliliğini sağlar. s. 78


- (hayvanat bahçelerini kastederek)Bir yerde, gorillere kahvaltı olarak sosis, yarım litre bira, daha sonra peynirli sandviçler, haşlanmış patates, koyun eti ve daha fazla bira verilmişti. Ziyaretçiler de işleri kolaylaştırmıyordu; Philadelphia Hayvanat Bahçesi 1874 yılında açıldığında, bir hafta içinde sakinlerinden bazıları şemsiyelerle dürtülerek öldürülmüştü. s. 81