BÖLÜM 10: CANLI VARLIKLARIN YERBİLİMSEL ARDIŞIMI ÜZERİNE
- Sahip olunan geneteik malzeme miktarıyla evrimsel değişim hızı arasında bir ilişki söz konusudur. Bakterilerin genetik malzemesi sınırlıdır, buna karşılık evrimsel değişim hızları oldukça yüksektir. Oysa hücre çekirdekleri genlerle tıka basa dolu olan semenderlerin evrimsel gelişimleri bugün gelinen noktada oldukça uyuşuktur. (...) Uyuşuk evrimsel bir gelişim tarzının mı fazla miktarda genetik materyalin yapılması sürecine neden olduğunu, yoksa genetik malzemenin haddinden fazla artmasının mı evrimsel gelişimi yavaşlattığını henüz bilmiyoruz. s. 352
- Geçmişten günümüze canlı formlarının kimi özellikleri bakımından gerileyiş içinde olduğu savı, insanlık tarihinin başlangıcından beri yandaş bulabilmiştir. Homeros ve Virgil, insan ırkının boyundaki azalmaya hayıflanmıştır ve Yunan aktörler mitolojik karakterleri oynarken, fiziksel boyutlarına gönderme yapmak için sütunlara çıkarlardı. (...) Bu düşünce, bir Fransız anatomistini Adem'in boyunu hesaplamaya itince ortaya ilginç bir sonuç çıkmıştı: Yaratılış'tan bu yana canlıların boyutlarında gerçekleşen azalma oranı temel alındığında, Adem'in boyunun yüz otuz fit olması gerektiği sonucuna ulaşılıyordu. s. 353
- Dinozor (dinosaur) sözcüğünü üreten kişi ve Londra'daki Doğa Tarihi Müzesi'nin kurucusu olan ve Britanya hükümetlerine danışmanlık yapan Richard Owen, canlıların gelişim tarihine ilişkin küstahça bir bakış açısına sahipti. Sıra balıkları değerlendirmeye geldiğinde şöyle diyordu: "Besleyici morina, lezzetli ringa, zengin çeşnili somon ve etli kalkanın yaygınlık kazandığı dönem, insanların ortaya çıktığı dönemin hemen öncesine işaret eder ve bu türler, insanın avlamakta zorlanacağı türlerin yerini almıştır." Canlı formların değişiminin, insana kolaylık sağlamak üzere gerçekleştiği düşüncesi, Darwin'in, doğadaki hiçbir hayvanın bir diğerine yem olmak için bulunmadığı kesin -ve bir o kadar doğru- uyarısıyla karşıtlık oluşturur. s. 354
- Bugün yaşayan memelilerin büyük bölümü ise antik dönemlerde yaşayanlardan çok daha büyüktür. Dinazorlar çağının sonlarında yaşayan memelilerin en büyüğü bir kedi boyutlarındaydı. (...) Dinazorların kendileri de, yalnızca birkaç on milyon yıl içinde kedi boyutlarından sekiz tonluk devler durumuna gelmişti. Ancak, (...) evrim mekanizmasının, beceri ya da boyut bakımından, yalnızca yükselme yönünde yürüyen bir merdiveni yoktur. s. 356
- Erken dönem süngerler, yalnızca yarım düzine hücre tipine sahipken, insanlarda yüzlerce hücre tipi vardır. (...) Süngerler, bugün, ortaya çıktıkları dönemlerden daha kolonyaldir ancak neredeyse süngerler kadar yaşlı olan mercanlar ise bugün geçmişte olduğundan daha yalnız bir yaşam sürmektedir.
(...) Oysa kimi soylar giderek karmaşıklaşırken kimileri basitleşmiştir ve yaşam formlarının büyük bir bölümü aynı yerde kalmak için mücadele etmek durumundadır. s. 357
- Evrim, tarihe fazlasıyla benzer; onu, aynı role soyunan pek çok aktörün bulunduğu bir drama benzetebiliriz. s. 358
- Beş yüz milyon yıl önceki atmosferde, bugün bulunandan yirmi kat fazla karbondioksit vardı. Bu molekülün bu kadar fazla bir oranda bulunması, doğal bir 'sera etkisi' yaratıyordu. Ancak, bu tarihten iki yüz milyon yıl sonra, gazın düzeyi düştüğü zaman tersine bir gelişim başladı. Atmosferdeki serbest oksijen de tarih boyunca, iki uç arasında benzer bir salınım göstermiştir. Atmosferdeki serbest oksijen düzeyinin bugünkü düzeyin iki katı olduğu dönemlerde devasa bitkiler, ciltli bir kitap boyutunda örümcekler ve bir insan ayağı büyüklüğünde akrepler ortaya çıkmıştır. Oksijen oranında bir zamanlar görülen artış, kırk fitlik kanat açıklığı olan Quetzalcoatlus benzeri dev uçan sürüngenlerin ortaya çıkmasının koşullarını oluşturmuştu. Oksijen düzeyinin fazla olması, bu büyük hayvanlara havada kaldıkları sürede harcadıklarını karşılayacak enerjiyi üretebilmelerine izin veriyordu. Atmosferdeki bugünkü oksijen düzeyi, belirli bir boyutun üzerindeki hayvanların yer çekimini yenmelerine yetecek ölçüde enerji üretmelerine olanak vermemektedir. s. 359
- Günlerin sayısı azalmış, süresi uzamıştır örneğin. Ay, komşusu Dünya'nın enerjisini tükettiğinden, yerkürenin dönme hızı tarih boyunca yavaşlamıştır. Mercanların, dört yüz milyon yıl öncesine ait günlük ve yıllık kabarmaları ile belirlenen büyüme halkaları, bu tarihlerde bir yılın dört yüz günden oluştuğunu gösteriyor. Öyle görünüyor ki, yaşamın akış hızı, o kısa ve enerjik antik günlerde bugünkünden daha fazlaydı. s. 360
14 Nisan 2010 Çarşamba
neredeyse bir balina/ steve jones- 9
Etiketler:
evrensel basım yayın,
neredeyse bir balina,
steve jones
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder