BÖLÜM 5: AVRASYA BALKANLARI
- Avrupa’da “Balkanlar” kelimesi etnik çatışmalar ve bölgesel büyük güç rekabetini çağrıştırır. Avrasya’nın da kendi “Balkanları” vardır. Ama Avrasya’nın Balkanları çok daha geniştir, çok daha büyük bir nüfusa sahiptir ve hatta dini ve etnik kimlik açısından çok daha çeşitlidir. ... küresel istikrarsızlığın bulunduğu büyük coğrafi dikdörtgenin merkezinde bulunur. Bu dikdörtgen Güneydoğu Avrupa, Orta Asya ve Güney Asya’nın bir kısmını, Basra Körfezi ve Ortadoğu’yu kapsar. S. 175
- Avrasya Balkanları güney Avrupa’nın bilindik eski Balkanlarına tamamen benzer. Hem siyasi varlıkları istikrarsızdır hem de her biri bölgenin egemenliği için birbiriyle zıtlaşan daha güçlü komşularının tecavüzünü cezbeder ve hatta davet ederler. “Avrasya Balkanları” ismini doğrulayan güö boşluğu ve güç emiliminin alışıldık bir birleşimidir. S. 176
- Avrasya Balkalnarı’ndaki istikrarsızlığı gittikçe ağırlaştıran ve durumu potansiyel olraka daha patlayıcı hale getiren etken ise, imparatorluk geçmişi olan, bölgede kültürel, dinsel ve ekonomik çıkarları olan komşu iki ulus-devletin, Türkiye ve İran’ın jeopolitik yönelim açısından değişken ve içte potansiyel olarak hassas olmalarıdır. Bu iki devlet istikrarsızlaştığında, denetimden çıkan etnik ve toprak anlaşmazlığı kökenli çatışmalar ve bölgedeki hassas güç dengelerinin halihazırda bozuk olduğu hesaba katılırsa, tüm bölgenin yoğun karmaşaya sürüklenmesi oldukça mümkündür. Bu yüzden Türkiye ve İran sadece önemli jeostratejik oyuncular değildir. Aynı zamanda birer jeopolitik eksendirler. İç durumları bölgenin kaderi için hayati önem arz etmektedir. Her ikisi de güçlübölgesel tutkuları ve tarihi değerlilik duygusuna sahip olan orta seviyeli güçlerdir. Ancak her iki devletin de gelecekteki jeopolitik yönelimleri ve hatta ulusal birliği belirsizdir. S. 187-188
- Avrupa’nın gelenksel Balkanları üç yayılmacı rakip arasında başa baş bir mücadeleye sahne oldu. Bu rakipler Osmanlı İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Rus İmparatorluğu’ydu. Ayrıca bu rekabette bu üç imparatorluktan belli birrinin başarısıyla Avrupa’daki çıkarları olumsuz etkilenecek üç dolaylı katılımcı vardı. Almanya Rus iktidarından korkuyordu, Fransa Avusturya-Macaristan’a karşıydı ve Büyük Britanya diğerlerindense zayıflayan Osmanlı İmparatorluğu’nun Boğazları kontrol etmesini tercih ediyordu. Bu güçler XIX. yüzyıl boyunca, herhangi birinin hayati çıkarlarına zarar vermeden Balkan çatışmalarını sürdürmeyi başardılar. Ama 1914 yılında bunu başaramadılar ve bunun hepsi için feci sonuçları oldu.
Bugün Avrasya Balkanları’nda süren mücadele de üç komşu güç arasındadır: Türkiye, Rusya, İran. Çin de ileride bunların arasına katılabilir. Bu mücadele de olan, ama uzakta duran Ukrayna, Pakistan, Hindistan ve mesafeli Amerika da göz önüne alınmalıdır. Üç temel ve doğrudan olayların içinde yer alan rakip sadece jeopolitik ve ekonomik çıkar beklentileriyle değil, güçlü tarihsel güdülerle de hareket etmektedirler. Her biri bir zamanlar siyasi ya da kültürel olarak bölgede egemen güç olmuşlardır. Her biri diğerine kuşkuyla bakmaktadır. Her ne kadar aralarında savaş olası değilse de, rekabetlerinin giderek artan olumsuz etkisi bölgesel kaosa neden olabilir. S. 190
- Bu aşamada, Çin’in rolü daha sınırlı ve hedefleri daha belirsizdir. Çin’in Batı’da Rus İmparatorluğu yerine pek çok bağımsız devleti tercih ettiğini düşünmek mantıklıdır.(...) Uzun vadede, bölgedeki enerji kaynakları Pekin’in de ilgisini çekmektedir. Moskova’nın kontrolüne maruz kalmadan bu kaynaklara ulaşmak Çin’in temel hedefi olmalıdır. Bu nedenle, Çin’in genel jeopolitik çıkarları Rusya’nın egemen rol meselesiyle çatışmakta, Türkiye ve İran’ın arzularını tamamlamaktadır. S. 193-194
- ... bu muammadaki çıkarlar, jeopolitik güç, büyük zenginliklere ulaşma, milli veya dini misyonları yerine getirme ve güvenliktir. Ancak, mücadele özellikle ulaşıma odaklanmıştır. Sovyetler Birliği’nin yıkılışına kadar bölge Moskova’nın tekelinde kalmıştır. Bütün demiryolları, gaz ve eski boru hatları ve hatta hava ulaşımı merkezden idare edilmektedir. Rus jeopolitikacıları böyle kalmasını tercih edeceklerdir. Çünkü bilmektedirler ki bölgeye ulaşımı denetleyen veya ulaşımın hakimi olan jeopolitik ve ekonomik ödülü kazanması en muhtemel olandır. S. 195
- Şimdi Rusya bir ikilemle karşı karşıyadır: Bölgeyi dışarıya kapamak için siyasi olarak çok zayıftır, ama bölgeyi kendi başına işleyebilmek için mali olarak çok güçsüzdür. S. 197
- Artık mesele emperyalizmi yeniden inşa etmek değildir. Bu hem çok pahalıya mal olacaktır hem de aşırı bir direnişle karşılaşacaktır. Aslında mesela yeni devletleri bağımlı kılan ve Rusya’nın egemen jeopolitik ve ekonomik konumunu koruyan yeni bir ilişkiler ağı yaratmaktır. S. 198
- Moskova politikasını tanımlarken, Orta Asya’yla emperyalizm sonrası ilişkilerin, tek başlarına giderek güçsüz olan yeni devletlerin bağımsızlığını zamanla iğdiş edeceği ve onları bütünleşmiş BDT’nin komuta merkezine bağımlı kılacağı beklentisiyle yola çıkmıştır. Rusya bu hedefi gerçekleştirmek için, yeni devletleri kendilerine ait yeni ordular kurmaktan, (Kiril alfabesini Latin alfabesiyle değiştirerek) kendi ana dillerini kullanmalarından, doğrudan Arabistan veya Akdeniz’e çıkışları olan boru hatları kurmaktan vazgeçirmeye çalışmaktadır. Eğer politikası başarılı olsaydı, Rusya hem dış ilişkilerini hem de gelir dağılımını kontrol edebilirdi.
Rus sözcüler bu hedeflerine ikna etmek için, ...sık sık Avrupa Birliği örneğini kullanmaktadır. Ancak, aslında, Rusya’nın Orta Asya devletlerine ve Kafkasya’ya yönelik politikası daha ziyade Frankopan Afrika topluluğuna benzemektedir. Fransız askeri birlikleri ve ödenekleri Fransızca konuşan sömürgecilik sonrası Afrika devletlerinde siyaseti ve politikaları belirlemektedir. S. 198-199
- Ne Türkiye ne de İran, Rusya’nın bölgede etkili olmasını önleyecek araçlara sahiptir. Ama Türkiye ve kısmen İran yeni devletlerin, eskiden efendileri olan kuzeydeki komşularına direnme kapasitelerini birleştirmelerine destek olmuşlardır. Bu da muhtemelen bölgenin jeopolitik geleceğinin önünü açık tutmaktadır. S. 205
- Amerika açısından jeopolitik sonuçlar bellidir. Amerika Avrasya’nın bu kısmında egemen olmak için çok uzak mesafededir. Ama dışında kalamayacak kadar da güçlüdür. Bölgedeki bütün devletler mevcudiyetlerini sürdürmek için Amerika’nın dahil olmasını gerekli görmektedir. Rusya bölgede yeniden emperyalist egemenlik kazanmak ya da diğerlerini bölgeden çıkarmak için çok zayıftır. Tükiye ve İran etkili olacak kadar güçlüdür. Ama kendi iç hassasiyetleri, bölgenin, kuzeyden ve çatışmalardan kaynaklanacak meselelerle baş edemeyecek hale gelmesine yol açabilir. Çin, Rusya veya Orta Asya devletlerinden korkmayacak kadar güçlüdür. Mevcudiyeti ve dinamizmi Orta Asya devletlerinin daha geniş küresel ulaşımını kolaylaştırmaktadır.
Bütün bunlardan çıkan sonuç, Amerika’nın temel çıkarının, bu jeopolitik alanı hiçbir gücün tek başına yönetmemesini garantiye almak ve küresel topluluğun buraya mali ve ekonomik ulaşımının engellenmemesini sağlamak olduğudur. Jeopolitik çoğulculuk ancak ve ancak, boru hatları ve ulaşım ağları bölgeyi global etkinlik merkezlerine karadan veya Akdeniz veya Arap Denizi’ne doğrudan bağladığında kalıcı bir gerçeklik haline gelecektir. Bu nedenle, bölge istikrarına zararı olduğu için, Rusya’nın ulaşımın tekelleşmesi için gösterdiği çabalara muhalefet edilmelidir. S. 206
- Türkiye’nin gelişimi ve yönlenmesi özellikle Kafkasya’daki devletlerin geleceği açısından belirleyici olacaktır. Eğer Türkiye Avrupa yolunda ilerlemeye devam ederse –ve eğer Avrupa kapılarını Tükiye’ye kapatmazsa- Kafkasya devletleri de muhtemelen Avrupa yörüngesine yönelecektir. Bu da ateşli biçimde gerçekleşmesini bekledikleri durumdur. Ancak iç veya dış nedenlerle Türkiye’nin Avrupalaşması duraksarsa, Gürcistan ve Azerbaycan’ın Rusya’nın eğilimlerini benimsemekten başka seçenekleri olmayacaktır. Böyle bir noktada gelecekleri, iyi ya da kötü, Rusya’nın genişleyen Avrupa’yla ilişkilerinin bir fonksiyonu haline gelecektir. S. 208
- Sonuç olarak, Orta Asya’nın geleceği karmaşık durumlar bütünü tarafından belirlenecektir. Devletlerin kaderi, Rusya, Türkiye, İran ve Çin’in çıkarlarının karmaşık oyunu ile belirlenecek, Rusya’nın yeni devletlerin bağımsızlığına gösterdiği saygıya bağlı olarak Amerika Birleşik Devletleri’nin Rusya’ya karşı tavırları da belirleyici olacaktır. Oyunun gerçeği oyundaki herhangi bir jeopolitik oyuncunun tekeline ya da emperyalizmi anlamlı bir hedef olarak belirlemesine izin vermemektedir. Temel seçenek, daha zitade hassas bölgesel denge veya etnik çatışmalar, siyasi bölünme ve hatta muhtemelen Rusya’nın güney sınırlarında aleni düşmanlık olacaktır. S. 209
BÖLÜM 6: UZAKDOĞU ÇAPASI
- Denizci Japonlarla yakın ilişki Amerika’nın küresel politikası için gereklidir. Ama karasal Çin’le yakın işbirlikçi ilişki Amerika’nın Avrasya jeostratejisi için bir zorunluluktur. Bu gerçeğin anlamlarına göğüs germek gerekir. Çünkü Uzakdoğu’daki üç temel gücün, Amerika, Çin ve Japonya’nın sürmekte olan etkileşimi potansiyel olarak tehlikeli, çözümü zor bir tsorun yaratmaktadır. Bu sorunun, jeopolitik olan tektonik değişimler yaratacağı neredeyse kesindir. S. 211
- ... tahmin edilebilir gelecekte temel iki önemli –ve birbiriyle doğrudan etkileşimli- jeopolitik konu Amerika’nın Avrasya’nın Uzakdoğusu’ndaki rolünü belirleyecektir:
1. Çin’in potansiyel bölgedeki baskın güç olarak ortaya çıkışı ve küresel güç statüsü için artan arzusunun uygulamadaki tanımı ve kabul edilebilir ölçüsü –Amerika’nın bakış açısından- nedir?
2. Japonya kendisine küresel güç rolü tanımlamaya çalışırken, Amerikan himayesindeki bir ülke olarak kaçınılmaz olarak daha az teslimiyet içerisinde olmasının bölgedeki sonuçlarıyla Amerika nasıl baş edecektir? S. 212-213
- Ancak Asya, dünyanın ekonomik çekim merkezi olmanın yanı sıra, potansiyel olarak siyasi volkandır. Avrupa’yı ekonomik kalkınmada geçmesine rağmen Asya bölgesel siyasi gelişmede yetersizdir. Avrupa’nın siyasi çevresine hakim olan ve geleneksel toprak, etnik ve ulusal çatışmalarını azaltan ve soğuran işbirlikçi, çok yönlü yapılardan yoksundur. Asya’da Avrupa Birliği veya NATO benzeri hiçbir yapı yoktur. Bölgesel üç ortaklık da, ASEAN(Güneydoğu Asya Uluslar Topluluğu), ARF(Asya Bölgesel Forumu), ASEAN(Siyasal Güvenlik Diyalog Platformu) ve APEC(Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği), Avrupa’yı birleştiren çok yönlü ve bölgesel işbirliği bağlarının birazını bile içermez. S. 214
- Bu nedenle Çin 1474’te verdiği kararı tekrar verip, günümüzde Kuzey Kore’nin yaptığı gibi kendisini dünyadan izole etmezse demokratikleşmekten sonsuza kadar kaçınılamaz. Bunu yapmak için, Amerika’da okuyan yetmiş binden fazla öğrencisini geri çağırmalı, yabancı işadamlarını sınır dışı etmeli, bilgisayarlarını kapatmalı, milyonlarca Çinlinin evinden uydu antenlerini sökmelidir. Bu “Kültürel Devrim”e benzer bir çılgınlık olurdu. Belki kısa bir süre, güç için ülke içi bir mücadele bağlamında, iktidardaki giderek zayıflayan Komünist Parti’nin bir kanadı Kuzey Kore’yi taklit etmeye girişebilir. Ancak bu kısa bir serüvenden fazlası olamaz. Ekonomik durgunluk yaratır ve ardından siyasi patlamaya yol açar. S. 224
- Japonya’nın Avrasya’nın Uzakdoğusu’ndaki ve Almanya’nın Avrasya’nın Uzakbatısı’ndaki konumu arasında yüzeysel bir benzerlik vardır. Her ikisi de Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgesel baş müttefikidir. Gerçekten de Avrupa ve Asya’daki Amerikan gücü, doğrudan bu iki ülkeyle yakın ittifaklardan kaynaklanmaktadır. Her ikisi de saygın askeri kurumlara sahiptirler. Ama her ikisi de bu açıdan bağımsız değillerdir. Almanya NATO’yla askeri bütünleşmeyle sınırlanmıştır. Japonya ise (Amerikan tasarımı da olsa) kendi anayasası ve ABD-Japonya Güvenlik Anlaşması’yla sınırlanmıştır. Her ikisi de ticari ve mali açıdan olağanüstü güce sahiptir, bölgesel olarak belirleyicidir ve küresel ölçekte de üstündür. Her ikisi de yarı küresel güç olarak sınıflandırılabilir ve kendilerine BM Güvenlik Konseyi’nde kalıcı yer verilerek resmen tanınma taleplerinin devamlı reddedilmesi nedeniyle huzursuzdurlar. S. 241
- Japonya’nın Almanya’nın Fransası’na denk düşecek gerçek ve aşağı yukarı eşit bir bölgesel ortağı yoktur. S .242
- Rusya jeopolitik olarak marjinalleşmişken ve tarihi olarak hor görülürken, Amerika’yla bağlantının Japonya’nın ana yaşam bağı olduğuna dair temel anlaşmanın alternatifi yoktur. Bu bağ olmaksızın, Japonya ne kendisine düzenli petrol tedarikini sağlayabilir ne de kendisini Çin(ve belki de yakında Kore) nükleer bombalarından koruyabilir. Tek gerçek politika konusu, Amerika bağlantısını, Japon çıkarlarını geliştirmek amacıyla nasıl kullanmak gerektiğidir. S. 252-253
- Amerika ile beraber Çin’ekarşı durmak ya da Amerika olmaksızın Çin’le ittifak yapmak.
Japonya için bu temel ikilem tarihsel bir zorunluluğu da içerir: Egemen bölgesel güç olmak gerçekleşebilir bir hedef olmadığından ve bölgesel bir temel olmaksızın gerçekten kapsamlı bir küresel güç olmayı başarmak gerçekçi olmayacağından, Japonya’nın küresel önder statüsünü elde etmesi için en iyi yol dünya çapında barışı koruması ve ekonomik gelişmedir. S. 253
- Japon enerjisinin uluslararası doğrultuya ve Çin’in gücünü bölgesel uyuma nasıl yönlendireceği.
Amerika sadece bu şekilde, Avrasya’nın doğu anakarasında, Avraya’nın batı anakarasında Avrupa’nın rolünün uygun eşdeğerini, yani ortak çıkarlar temelinde bölgesel güç yapısını oluşturabilir. Ne var ki Avrupa’nın tersine doğu anakarada demokratik bir direnek noktası yakın bir gelecekte ortaya çıkmayacaktır. Bunun yerine, Uzakdoğu’da Japonya’yla yeniden yönlendirilmiş ittifak, bölgede egemen Çin’le Amerika’nın uyumunun temeli de olmalıdır. S. 254
- Öyle görünmesine rağmen, Çin’in gerçekte büyük stratejik seçenekleri yoktur. Çin’in süregelen ekonomik başarısı ağırlıklı olarak Batı sermayesi ile teknolojisinin akışına ve yabancı pazarlara girişine bağlıdır. Bu da Çin’in seçeneklerini ciddi biçimde sınırlandırmaktadır. S. 255
SONUÇ
- Amerika’nın küresel üstünlüğü, genişliği ve nitelikleri açısından benzersizdir. Amerikan demokratik sisteminin birçok özelliğini yansıtan yeni tarz bir hegemonyadır; çoğulcu, geçirgen ve esnektir. Bir yüzyıldan az bir süre içinde elde edilen bu hegemonyanın birincil jeopolitik ortaya konuşu, küresel güç için yarışan daha önceki tüm yarışçıların çıkış noktası olan Avrasya’da öngörülmemiş rolü ile olmuştur. Amerika şimdi Avrasya’nın başhakemidir. Önemli hiçbir Avrasya sorunu Amerika’nın katılımı olmaksızın ya da Amerika’nın çıkarlarının tersine çözülemez. S. 265-266
- Amerika’nın kasıtlı ya da isteğiyle vazgeçmesinin dışında, küresel liderliğinin görünür gelecekteki tek gerçek alternatifi uluslararası anarşidir. Bu açıdan, Başkan Clinton’un dediği gibi, Amerika’nın dünyanın “vazgeçilmez ulusu” olduğunu iddia etmek doğrudur. S. 266-267
- Uzun vadede küresel politikalar hegemonyacı gücün tek bir devletin elinde toplanmasına giderek daha az uygun olmaktadır. Bu yüzden Amerika yalnızca ilk ve de tek gerçek küresel süpergüç değil, muhtemelen son süpergüçtür. S. 285
20 Temmuz 2011 Çarşamba
Büyük Satranç Tahtası/ Zbigniew Brzezinski-3
Etiketler:
AB,
ABD,
Büyük Satranç Tahtası,
Çin,
Jeopolitika,
Jeostrateji,
Rusya,
Zbigniew Brzezinski
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder