5 Haziran 2010 Cumartesi

Küreselleşmenin Sıradışı Öyküsü/ Nayan Chanda- 4

4. Bölüm: Vaizlerin Dünyası

- "İlerleyin keşişler, insanların iyiliği için, insanların mutluluğu için, dünyaya duyduğunuz sevginin hatırına; tanrıların ve insanların iyiliği, kazancı ve refahı için, iki kişi aynı yöne gitmesin. Dharma'yı öğretin keşişler, başında iyi, ortasında iyi ve sonunda iyiyi anlatın." Buda'dan ilk altmış öğrencisine, 2,500 yıl önce s. 115

- On altıncı yüzyılda İspanyolların Güney Amerika'ya yaptığı seferler sözüm ona İnkaları gerçek Tanrıyı kabul etmeye ikna etmek içindi. Peru'nun yerlilerini dönüştürmeyi başaramayan Francisco Pizarro'ya bunun nedeni sorulduğunda, açık sözlü davranmıştı: "Böyle bir nedenle gelmedim: Onların altınlarını almaya geldim." s. 123

- Din değiştirme işlemi şarapsız yapılamadığından, misyonerler kısa sürede üzüm bağları ekmeye başlamışlardı. 1770'lerde, San Diego'da bir misyon kurmuş olan Cizvit rahibi Junipero Serra, ilk sözde misyon üzümlerini (Conquistadorlar -Fatihler tarafından Kuzey Amerika'ya getirilen Sardunya şarabının yan ürününü-) ekmiş, böylece California'ya şarabı tanıtmıştı. Yaklaşık bir asır önce, benzer bir dini coşku içinde, iki yüz civarında Fransız Huguenot göçmeni, Güney Afrika'daki Hollanda kolonisinde şarap sanayiini oluşturmuştu. s. 134

- Bir Amerikan Üniversitesinden mezun olacak ilk Çinli öğrenci olan Yung Wing'in 1847 yılında Yale'e gelmesi, misyonerliğin girişimleriyle gerçekleşmişti. Yung daha sonra, 120 Çinli öğrenciden oluşan ilk grubu Birleşik Devletler'e getirecekti. s. 135

- On dokuzuncu yüzyılın ortalarında çok sayıda Fransız misyonerin Vietnam imparatoru tarafından idam edilmesi, Fransız askeri müdahalesi ve bunun sonucunda yüz yıldan fazla süre boyunca Çin Hindi'nde Fransız hakimiyetinin oluşması için bahane olmuştu. Bu hakimiyetin bir mirası da, o güne kadar Çince karakterlerle yazılan Vietnamca'nın ulusal yazı sisteminin (quoc-ngu) yaratılmasıydı. Fransız misyoneri Alexandre de Rhodes, geleneksel Konfüçyüs telkininden gelen ve Vietnamca yazmak için Çin karakterlerini kullanan insanları kazanmak amacıyla, Latin harfleriyle ilk Vietnamca ilmihali üretmişti. Vietnamcanın Çince ile bağlarını koparan bu girişim, okuryazarlığın yaygınlaşmasında, baskının gelişmesinde ve Vietnam'daki Çin etkisinin gevşemesinde derin etkiler yaratacak, ülke açısından uzun vadeli sonuçlar yaratacaktı. s. 136

5. Bölüm: Hareket Halindeki Dünya

- Yeni Dünya'ya göç eden beş İspanyol'dan birisi, Seville'liydi. s. 160

- Afrika'nın batı sahilinin keşfi konusundaki en eziyetli hikayelerden biri, Hanno adındaki Kartacalı bir komutanın hazırladığı raporda yer almaktadır. M.Ö. 500 yılı civarında, yeni yerler aramak ve koloni kurmak üzere, Akdeniz'e açılmış ve kendisini Atlantik'te bulmuştu. Anlaşılan, maceralarının hikayesini yaşadığı kasabada bronza kazımıştı. s. 162

- Han imparatoru Wu, Xionhu'ya(göçebeleri kastediyor) karşı, büyük ölçüde göçebe akınları felaketini durdurmak amacıyla Orta Asyalı Yuezhi halkıyla fırsatçı bir ittifak oluşturma olasılığını araştırmak istiyordu. M.Ö. 138 yılında, elçisi Zhang Qian, yüzden fazla adam ve bir Xionghu kölesi çevirmen eşliğinde, batıya doğru gitti. İttifak yapacak kimseyi bulamadılar ama Zhang Qian'ın Orta Asya'daki on üç yıllık yolculuğu(...) Çinlilerle, bugünkü Afganistan'da yer alan Yunanlı Bactria kolonisi arasındaki ilk bilinen temastır. (...) Elçi ayrıca, tacirler tarafından Hindistan üzerinden güneydoğu Çin'den getirilen Çinli bambu filizlerinin ve diğer ürünlerin, Bactria'da satıldığını görünce çok şaşırmıştı. Orta Asya dağları ve çölleri arasında meşhur İpek Yolu açılmadan bile, Hindistan'ı Tayland ve Burma üzerinden Güney Çin'e bağlayan bir Güneybatı İpek Yolu gelişmişti. s. 166 (parantez bana ait)

- Ancak Çin'in, batı bölgelerini keşfetme konusundaki merakı uzun sürmedi. Zhang Qian'dan iki yüz yıl sonra, bir başka devlet görevlisi Gan Ying, Roma'ya ulaşma girişimini kesip, Mezopotamya'ya ulaştıktan sonra geri dönmüş gibi görünmektedir. Anlaşılan, Roma ile ticaret tekellerini koruma konusunda istekli olan Partlılar, daha ileri gitmekten caydırmışlar, Roma'ya yolculuğun aylar hatta yıllar sürebileceği uyarısında bulunmuşlardı. Çin kayıtları Gan Ying'in bunun üzerine eve döndüğünü ve Çin'in bin yıldan fazla bir süre daha Akdeniz'den izole olmasına neden olduğunu belirtmektedir. 1405 yılında Ming imparatoru Yongle, hadım amiral Zheng He'yi bir keşif donanmasına liderlik etmek üzere gönderinceye kadar, Çinlilerin, Hindistan'ın batısına doğru bilinen her hangi bir yolculuk girişimi bulunmamaktadır. s. 166

- Avrupa'da Orta Çağ, seyahatin sonu anlamına gelmiyordu. Orta Çağ insanları aslında yolculuk yapıyordu -esas olarak, para kazanmak ve hacca gitmek için. Tıp bilimi daha emekleme döneminde olduğundan, azizlerin ve kutsal yerlerin ziyaret edilmesi, hastalar için tercih edilen bir tedaviydi. s. 168

- Belki de tarihteki ilk turist, kendi adına seyahate çıkan ilk kişi, Fas'ın Tanca kentinden İbn-i Batuta isimli Müslüman bir hukukçuydu.
1325 yılında sıcak bir Haziran gününde, yirmi iki yaşındaki İbn-i Batuta Mekke'ye hacca gitmek üzere yola çıkmış ve bu yolculuk, o dönemde dünyanın en uzun turist gezisi olmuştu. Eşek üzerinde hacca gitmek üzere yola çıktığında, yolculuğunun otuz yıl süreceğini ve evine ancak yüz yirmi bin kilometre yolculuk yaptıktan sonra dönebileceğini bilmiyordu. Bu, on dördüncü yüzyılda bir insanın, her türlü olanağı kullanarak -yaya, katır, at, deve, öküz arabası ve tekne- hayatı boyunca kat edebileceği en uzun mesafeydi. s. 172

- Batuta, Fas'a 1349 yılında döndü ama Avrupa ile Kuzey Afrika'yı ziyaret etmek üzere tekrar yola çıktı ve burada Batı Sudan'ı "Zencilerin en kuzeydeki vilayetine kadar" keşfetti. Nijer'e ulaştı ve yanlışlıkla Nil sandı. s.173

- 1444 yılında, Afrika'daki Gine'den dünyadaki ilk insan kargosu -iki yüz sefil erkek, kadın ve çocuk- Avrupa topraklarına indiği zaman... s. 174

- Krallığın temsilcileriyle sağlanan bir anlaşmayla -Santa Fe Kapitülasyonları- Kolomb'a çok istediği onur verildi. Kolomb başarılı olduğu takdirde, Açık Denizlerin Büyük Amirali unvanını alacaktı. Kolomb ayrıca, bulacağı her toprakta da unvan sahibi olacak ve "bütün ve her türlü malın, ister inci ve değerli taşlar, ister altın, gümüş, baharat ve başka nesneler olsun," onda birini alacaktı. (...)
3 Ağustos 1492 sabahı, Kolomb'un üç gemisi, Santa Maria, Nina ve Pinta, yelkenlerini açtı ve Palos limanından ayrıldı. Krallığın bu yolculuktan kazanmayı umduğu tüm şeylerin yanında, yapılan yatırım fazla değildi: İki milyon maradevi. Kısa süre önce bir kraliyet düğününe krallık, bunun otuz katını harcamıştı. s. 176

- On sekizinci yüzyılın sonunda başkalarının yanı sıra, Hollandalı deniz subayı Abel Tasman, Fransız deniz subayı Louis-Antoine de Bougainville, İngiliz kaptan James Cook ve deniz subayları Georrge Bass ile Matthew Flinders, Avrupa, Avustralya, Yeni Zelanda ve Pasifik arasındaki bağlantıları tamamladı. Yeni keşfedilen yerlerin isimleri, kaşiflerin anısını taşımaktadır. Avustralya'ya bu isim verilmişti çünkü, güneyde bilinmeyen toprakların var olduğuna ilişkin eski Avrupa haritasının -"Terra Australis Incognita"nın- varsayımını doğruluyordu. Yerli Maorilerin Aotearoa dediğiadayı ilk bulan Hollandalı buraya, Hollanda vilayeti Zeeland'dan esinlenerek "Nieuw Zeeland" (Yeni Zelanda) adını verdi ve İspanya Kralı Philip, Pasifik'teki yeni İspanyol kolonisi Filipinler'in adına esin kaynağı oldu. s. 179

- 1840'larda(...), izleyen yetmiş yılda yaklaşık altmış milyon Avrupalı, yurt dışına yerleşmek için doğduğu yerden ayrılacak, bunların yaklaşık otuz yedi milyonu Birleşik Devletler'e, kalanı Güney Amerika'ya yerleşecekti. Birleşik Devletler'e göç, 1913 yılında 2.1 milyonu aşarak yıllık rekora ulaştı. s. 180

- Pasaport on yedinci yüzyıldan beri İngiltere'de var idiyse de, pasaporta sahip olmayanlara engel oluşturmak yerine, gezgini korumak amacıyla tasarlanmıştı. 1872 yılında çıkan bir İngiliz yasası, "tüm yabancıların bu ülkeye sınırsız giriş ve yerleşim hakkı olduğunu" belirtiyordu. s. 180

- "Onların [Çinliler] barbar ülkelere gidiyor olması önemli değildi, önemli olan iş ve yiyecek bulmanın salt zorunluluğuydu. Çin işçileri, yurt dışında bulunabilecek hayal edilemeyecek zenginliklerle kandırılmışlar, ahlaksızlar tarafından satılmışlar, sadece karla ilgilenen ama talihsiz kurbanlarında neden oldukları sefalet ve acıyla ilgilenmeyen açgözlü tacirler tarafından gaddar bir şekilde tatmin edici olmayan uzun kontratlarla yükümlülük altına sokulmuşlardı. Küba'ya şeker ekmeye, Avustralya'ya ve California'ya altın madenine, Singapur'da kargo taşımaya, Güney Afrika'da kömür madenlerinde adam bulmaya, Nauru'da fosfat kazmaya, kauçuk çıkarmaya ve Malaya'da kalay ayıklamaya, Amerika ve Kanada'da demiryolu kurmaya, Hindistan'da deri tabaklamaya, Peru'da hizmetçilik yapmaya ve guano küremeye gitmişlerdi." Tarihçi Hugh R. Baker'dan aktaran N. Chanda s. 182

21 Mayıs 2010 Cuma

Küreselleşmenin Sıradışı Öyküsü/ Nayan Chanda- 3

3. Bölüm: İçerideki Dünya

- "İnsanın ürettiği, anlayışımıza uygun ve bize zevk veren her şey, kökeni neresi olursa olsun, bir anda bizim oluyor." Rabindranath Tagore, C. F. Andrews'a mektup, 13 Mart 1921'den aktaran Nayan Chanda s. 77

- Her ne kadar M.Ö. birinci yüzyılda Çin'de de bir pamuk türü biliniyorduysa da, Çin'de toplu kitlelere hizmet eden geleneksel tekstil sanayiinin temelinde kenevir lifi vardı. Güneydoğu Asya kanalıyla Hindistan'dan getirilen pamuğun, Çin'de önemli bir ticari tarım ürünü olarak değer kazanması M.S. onuncu yüzyıldan önce gerçekleşmemişti. Çin'de büyük çaplı pamuklu giysi üretimi on dördüncü ve on beşinci yüzyıllarda başlamış ve Yangtze Havzası'ndan Kore ve Japonya'ya yayılmıştı. Ancak, başından itibaren, krallık elitleri tarafından kullanılan ipek, Çin'in temel ihracatı olmaya devam etmişti. s. 81

- İslamiyet'in kutsal hac döneminde büyük yıllık kumaş pazarı Cidde'de ve Mekke'de düzenleniyordu ve orada satılan tekstil yığını Mısır ve Hindistan'dan gelmeye devam ediyordu. Sanayi Devrimine kadar, Hindistan yapımı tekstil, dünyadaki en büyük ana üretim ihracatı olmayı sürdürdü. Hindistan'ın 1700 yılında dünyadaki brüt yerel ürünlerin yaklaşık yüzde 25'ini karşılamasının altındaki temel unsur, pamuklu tekstiliydi. s. 82

- Hollandalılar ayrıca, Yeni Dünya'ya gönderilmek üzere köle satın almak için, kareli ve çivit rengine boyanmış Hint kumaşları ihraç ediyordu. Kölelere giydirilen mavi pamuklu Hint dokuması "keder giysisi" olarak bilinmeye başladı. s. 82

- 17120 ile 1759 yılları arasında Doğu Hindistan Şirketi, çoğu pamuk olmak üzere, dokuz milyon sterlin değerinde mal ithal etmiş ve yirmi altı milyon sterlin tutarında külçe ihraç etmişti. 1695 yılında Hindistan'ı ziyaret eden İtalyan gezgin Gemelli Careri, dünyada dolaşan bütün altın ve gümüşün sonunda Moğol İmparatorluğuna ulaştığını iddia etmişti. On altıncı yüzyılda Yeni Dünya'dan dışarı çıkarılan tahmini on yedi bin ton gümüşün yaklaşık altı bin tonu, Avrupa'nın ithalatının karşılığını ödemek üzere Hindistan'a verilmişti. s. 83

- Protestolar ve işçi ayaklanmaları sonunda İngiltere'nin 1701 Basma Yasası'nı uygulamasına, Hint tekstillerinin ithalinin ve giyilmesinin kısmen yasaklanmasına yol açtı. (...)1721 yılında İngiltere ikinci bir Basma yasasını onaylayarak, her türlü pamuklu tekstili yasakladı, ama bu yalnızca kaçakçılığı körükledi. Hint basmasının popülerliğinin belirgin yanıt aynı kumaşı yerel olarak imal etmekti ama bunda da sorunlar çıktı. Avrupa'daki yevmiyeler, Hindistan'daki yevmiyelerden altı kat fazla olduğundan, Avrupa'da yapılan kumaş, Hindistan'dan ithal edilen kumaşla rekabet edemiyordu. İşçilik ihtiyacını azaltacak teknoloji arayışları, bir dizi icada ve sonunda, 1771 yılında Cromford'da suyla çalışan iplik fabrikasının açılmasına yol açtı. Sanayi Devrimi başlamıştı. (...) Yalnızca on dört yıl içinde (1814- 1828) Hindistan'ın İngiltere'ye yaptığı pamuklu parça mal ihracatı üçte iki oranında azalmış ve Hindistan'a, seri olarak üretilen İngiliz tekstili ihracatı, vergi politikalarının da desteğiyle, beş katından fazlaya ulaşmıştı. Hindistan, tarihinde ilk kez, vatandaş kitlesinin giydiği eşyaları ithal ediyordu. s. 83- 84

- Ham liften tohumları elle ayırma işlemi son derece yavaş bir ilemdi ve ihraç edilebilen pamuk miktarını kısıtlıyordu. 1793 baharında Georgia'da bir pamuk tarlasında tatil yapan bir Yale mezunu tarafından şans eseri yapılan bir buluş, engeli ortadan kaldırdı. Eli Whitney'in elle çalıştırılan pamuk çekirdeği çıkarma aleti, bir işçinin günde yaklaşık 25 kilo temizlenmiş pamuk toplayabileceği anlamına geliyordu. Hızlanan süreç Amerikan pamuk ihracatını, Whitney'in icadından sonraki yıl, çarpıcı bir şekilde on katına çıkardı. Ondan sonraki yirmi yıl içinde pamuk ihracatı 725.000 kilodan 15,8 milyon kiloya çıktı. (...) Pamuk ekimi, neredeyse diğer bütün tarımı dışlayarak genişledi. Aynı zamanda, Afrikalı köle sayısı da arttı, özellikle kadınlar, oamuk yolarken daha çevik oldukları düşüncesiyle daha fazla tercih ediliyordu. 1800 ile 1810 yılları arasında Birleşik Devletler'deki köle sayısı üçte bir oranında artmış ve sonraki on yılda da yine üçte bir oranında artmıştı.(...) Yıllar sonra, köleliği kaldırma çağrıları yoğunlaştıkça, sadık bir destekçi olan Senatör James H. Hammond, 4 Mart 1858 tarihinde Amerikan Senatosu'nda şu ünlü sözleri söyledi: "Pamuk uğruna savaş açmaya cüret etmeyin. Dünyadaki hiçbir güç bu konuda savaşmaya yeltenmez. Pamuk en üstün şey." s. 85

- Amerikan İç Savaşı, Mısır tarihinde dönüm noktası haline geldi, zira savaş yıllarında Aşağı Mısır'ın bereketli topraklarının yüzde 40'ı pamuğa dönüştürülmüştü. Ama İç Savaş sona erince, yeni yetiştiricilerin beklenmedik şansı, pamuk fiyatları düştükçe kısa sürede sefalete dönüştü. s. 85

- İtalya'da bu buruk, acı içeceğe(kahveden bahsediyor) duyulan sevgi, dindar Hristiyanlar arasında kaygı oluşturmuştu. 1592 yılında Hristiyanlar arasında bu "İslam şarabına" duyulan ve giderek artan ilgi konusunda din adamları arasında oluşan anlaşmazlığı çözmek üzere Papa VIII. Clement'e danışılmıştı. Papa kararını vermeden önce bir yudum almış ve haykırmıştı: "Ama bu Şeytan içeceği o kadar lezzetli ki, bunu yalnızca kafirlerin kullanmasına izin vermek yazık olur. Bunu vaftiz ederek Şeytanı kandıracağız." s. 93 parantez bana ait

- Bazılarının kahveyi, kapitalizmin yükselmesi sırasında işçilerden yararlanma aracı olarak görmesi şaşırtıcı değildir. Sidney Mintz kahve, şeker, çay ve çikolata gibi hafif uyuşturucuları "proleterlerin açlığını öldüren şey" olarak tanımlamaktadır. "Giderek daha fazla sayıda mahrum bırakılan insan Avrupa'nın şehirlerinde toplanmaya başladıkça ve deneme üretimi yayıldıkça, çay ve şeker, her durumda aç olan insanları tatmin eder hale gelmişti. Tatlı kalorifer memnuniyetle karşılanıyor, sıcak içeceğin kendisi, soğuk yemeği ısıtıyordu ve uyarıcı hastayı, gıdasız kalanı, çok çalıştırılanı, çok genci, yaşlıyı neşelendiriyordu," diye yazmıştı. s. 99

- "Yavanalar [Yunanlılar] barbardır," diye yazmıştı Gargi Samhita'nın Hintli yazarı, "ama yine de, astronomi bilimi bunlarla birlikte doğmuştu ve bu nedenle tanrılar gibi saygı gösterilmeleri gerekir." s.104- 105